Diriliş (After Life) Film Yorumları

Diriliş (After Life), 2009 yapımı bir film olmasına rağmen benim daha yeni izleyebildiğim bir film. Daha doğrusu filmi uzun süredir bilmeme rağmen izlemeye çekindiğim bir filmdi. Çünkü filmin hikayesini az çok biliyordum ve finalinin karmaşık olduğunu, seyredilen sürede oldukça germesine rağmen sonunun soru işaretleri içerdiğini öğrendiğimde vazgeçmiştim. Çünkü 1.5 saat boyunca heyecanlı bir şekilde izlediğim bir filmin sonundan hiç bir şey anlamayınca, ben de mi sorun var acaba diyor ya da film finaliyle hayal kırıklığı yaratmış diyorum. Filmi izlemeden önce yorumlarına bir kez daha baktım ve filmin harika olduğunu söyleyende vardı, zaman kaybı diyende. Ben de en son kararı kendim vermek için ve filmden benim ne çıkaracağımı görebilmek adına oturdum tek başıma sonunda seyrettim.

Film ile ilgili izlenimlerime değinmeden önce hikayeyi bir hatırlayalım;

Hayattan zevk almamaya başlayan Anna, bu ruh halinden ötürü sevgilisiyle de arasını açar. Bir akşam yemeğinde sevgilisi Paul ile tartışır ve kalkıp gider. Yağmurlu bir akşamda ağlayarak araba kullanırken trafik kazası geçirir. Gözlerini açtığında cenaze müdürü Deacon ile karşılaşır. Kendisini cenaze için hazırladığını görür. Ama Anna öldüğüne bir türlü inanmaz.  Sevgilisi Paul’da Anna’nın hayatta olduğuna inanmak istiyor. Bu durumu ispatlamaya ve kendini haklı olduğunu göstermeye çabalıyor. Paul gerçeği çözdüm zannederken her şey için geç mi kalıyor? Ya da inandığı gerçeklerin hepsi onun uydurması mıdır?

Öncelikle ben de herkes gibi filmi soru işaretleriyle bitirdim. Birçok yoruma baktım ve filmi geri sarıp birçok sahneye göz attım. Benim filmden anladığım da şu:

Filmin en sonunda karşılaştığımız sahne aslında birçok şeyin cevabını veriyor. Anna en başından beri ölüydü. Zaten Deacon filmin sonlarına doğru baktığı fotoğraflarda Anna dışında birçok kişiyle iletişim kurabildiğini, aynı şeyleri daha önce de yaşadığını hissettiriyor. Anna’nın ölüp ölmediğine film boyunca emin olamazken, sevgilisi Paul’un öldüğünü görebiliyoruz. Ve öldükten sonra aynı Anna gibi yaşadığını iddia ettiğini görünce Anna’nın da en başından beri hayatta olmadığına inanıyoruz.

Ölülerle iletişim kurabilme yeteneğine sahip olan Deacon, insanlara hayattayken yaşamın kıymetinin bilinmesi gerektiğinin mesajını vermeye çalışıyor. Filmi anlaşılmaz kılan şeyin ise mantık hatalarının olduğunu düşünüyorum. Mesela Anna’nın nefesini aynada görebilmesi ve Deacon’nun Anna’dan dolayı tedirgin tavırlar sergilemesi emin olduğumuz şeyden bizi saptırıyor. Bir de filmin yaşamayı bilmeyen insanların hayatta kalmalarının anlamı olmadığının mesajını vermesi ve ölümden çok yaşamaktan korkuyorsunuz lafı kafaları karıştırıyor. Ayrıca filmdeki küçük çocuğun Deacon’dan öğrendikleri bilgiler sayesinde, yaşayan bir civcivi sırf fazla hareket etmiyor ve diğer civcivlerden farklı diye diri diri gömmesi de ayrı bir soru işareti yaratıyor.

Kısaca filmden anladığım ve anlamadıklarım bunlar. Eğer siz de film ile ilgili görüşlerinizi bildirmek isterseniz yorum yapabilirsiniz.

İyi seyirler…

2 Yorum

  1. adamın biri Cevapla

    Adamım güzel açıklamışsın filmi iyi de ayrıntıları değinmişsin geri sarıp izlemişsin yalnız bi kaç detayı atlamışsın şunu söylim başta kız ölmedi adam işini çok iyi yapan bi ruh hastası fazla uzatmadan detaylara geçim aynaya üflemesi madde leri kırıp dökmesi cenazede adamın kızın canlı olmasını anlayacaklar diye çok tedirgin olması ve akabinde yüzünü örtmesi ve son olarakta kızın sevgilisinin karnına şiş sokup ruhunu teslim ediyo orada bile vurguluyolar dikkat çekmişler ama kız baştan beri sürekli ölmediğni iddia ediyor ha bide çocuğun kızı canlı görmesi birde adam sürekli dikkat etmişsen kıza damardan iğne yapıyo ve kız kendini gerçekten ölmüş gibi hissediyo ve harikanasyon görmesini sağlıyo (of aklıma gelmedi harlikanasyonmu neydi boş ver öyle geldi aklıma)

  2. adamın biri Cevapla

    O ölmedi. Filmin DVD’sinde gösterildiği gibi yönetmenle yapılan bir röportaja göre, Anna yaşıyordu ve bu noktada birçok ipucu var. Anna’nın kazasından hemen önce, daha sonra Deacon’a ait olduğunu öğrendiğimiz beyaz bir minibüsle kaplanıyor. Filmin yaklaşık 60 dakikasında Anna, Deacon’un aynalı bir odasında. Bir ceset gibi göründüğünü, gözlerini kapattığını ve nefes verdiğini itiraf ediyor. Nefesi, Deacon’un gözlerini tekrar açmadan önce sildiği aynayı siler. Paul polis karakolundayken polislerden biri, neredeyse hiç bir şeye kalp atışını yavaşlatabilecek ve felce neden olabilecek bir ilacın varlığından bahsediyor. Deacon’un Anna’ya kısa bir süre sonra enjeksiyon yaptığını gördüğümüzde, şişe üzerinde aynı adı taşır. Kan akışı olmadığı ve bu nedenle ilacı vücutta dolaştırmanın bir yolu olmadığı için bir cesete herhangi bir şey enjekte etmenin anlamsız olduğuna dikkat edin. Anna ve Deacon arasında el aynası ve panik üzerinde nefes yoğunlaşmasını gördüğü ve “Bana yalan söyledin!” Deacon aslında kimin yaşayacağına karar vermeyi kendi başına alan bir psikopattır. Son ipucu, Deacon, Anna’nın resmini duvarına koyduğunda ve tüm resimleri görmek için dışarı çıktığımızda. Bazı insanların gözleri açık, diğer gözleri kapalı. Wojtowicz-Vosloo, gözleri açık olanların, Anna gibi, gerçekten ölmemiş olanlar olduğunu söylüyor. Deacon aslında kimin yaşayacağına karar vermeyi kendi başına alan bir psikopattır. Son ipucu, Deacon, Anna’nın resmini duvarına koyduğunda ve tüm resimleri görmek için dışarı çıktığımızda. Bazı insanların gözleri açık, diğer gözleri kapalı. Wojtowicz-Vosloo, gözleri açık olanların, Anna gibi, gerçekten ölmemiş olanlar olduğunu söylüyor. Deacon aslında kimin yaşayacağına karar vermeyi kendi başına alan bir psikopattır. Son ipucu, Deacon, Anna’nın resmini duvarına koyduğunda ve tüm resimleri görmek için dışarı çıktığımızda. Bazı insanların gözleri açık, diğer gözleri kapalı. Wojtowicz-Vosloo, gözleri açık olanların, Anna gibi, gerçekten ölmemiş olanlar olduğunu söylüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.